MODERN
TIP VE MUCİZEVİ BİR İŞARET:HEMOGLOBİN İLE DEMİR YAN YANA
Kuran'ın
indirildiği çağda henüz kimse oksijen ve karbondioksiti vücudumuzdaki
kanda taşıyan Hemoglobin molekülünden haberdar değildi ve böyle bir
tıp terimi de yoktu. Nitekim mikroskoplar da henüz icad edilmemişti.
Ayrıca kana kırmızı rengi veren de yine Hemoglobin'dir ve demir eksikliğinde
anemi hastalığı (kansızlık) ortaya çıkar.
Vücudumuzdaki
Demir (Fe) elementi sayesinde oluşan Hemoglobin hayatın devamı için şarttır.
Hemoglobinin ortasında bulunan Demir (Fe) elementi oksijeni kendisine
bağlar ve kanda taşır. Kuran'daki Hadid yani Demir suresinde demirin insanlar
için faydalar taşıdığı şöyle belirtiliyor:
"...Demiri
de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır..."
(Hadid suresi 25)

Gördüğünüz
gibi 48:25 numaralı ayette yan yana gelen harfler mucizevi bir biçimde
FE (Demir) ve Hemoglobin kelimelerini oluşturmaktadır.(Hemoglobin kelimesini
oluşturan harfler soldan sağa ters, Demir yani (Fe) sağdan sola.) Ayrıca
Hemoglobini oluşturan harfler başka hiçbir ayette yan yana gelmiyor dolayısıyla
rastlantı diyemeyiz
Hemoglobin
kelimesi Türkçe, Arapça, İngilizce ve farklı dillerde hemen hemen aynı
şekilde yazılıp okunmaktadır. Başka örneklerde olduğu gibi burda da aynı
yöntemi kullandık o nedenle matematiksel açıdan tüm bunlara tesadüf gözüyle
bakamayız. Hemoglobin terimi modern tıp tarihinde 1869 yılında ortaya
çıkmıştır KuranıKerim ise 610 yılında indirilmeye başlanmıştır. Dolayısıyla
yüzyıllar öncesinden bu hayati moleküle ismen işaret edildiğini düşünüyoruz.
SİVRİSİNEKTEKİ MİKROSKOBİK SIR
Milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine neden olan Sıtma (Malaria) hastalığının
nedeni dişi sivrisineklerdir (Anofel). Kan emici sivrisinekler de
yine aynı şekilde dişi olanlardır. Sivrisinekler hakkındaki bu bilimsel
gerçek 1800 yılından sonra keşfedilmiştir (Ronald Ross). Fakat 600'lü
yıllarda yani mikroskobun olmadığı bir çağda vahyedilen Kur'an-ı Kerim
dişi sivrisineklere yüzyıllar önce dikkat çekiyordu:
"Şüphesiz
ki Allah, (Dişi) sivrisineği hatta onun da ötesinde (küçük bir
varlığı) misal getirmekten çekinmez....." (Bakara 26)
"Ey
insanlar! (Size) bir misal verildi; şimdi onu dinleyin: Allah'ı bırakıp
da yalvardıklarınız bunun için bir araya gelseler bile bir sineği dahi
yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, onu da geri alamazlar.
İsteyen de aciz, istenen de! " (Hac 73)
Ayette
dişi sivrisineğin insanlardan birşeyler kaptığı belirtiliyor dolayısıyla
ilk okuyuşta sivrisineğin aldığı küçük bir miktar kan aklımıza geliyor.
Gerçekten de insanlardan kan emen veya sıtma hastalığını yayan sivrisinekler
dişi olanlardır. Ayetteki "Bedu'at" ve "Fevka'ha"
kelimeleri de dişil anlam içermektedir. O çağda yaşayan insanlar sivrisinek
gibi önemsiz görünen bir canlının neden misal olarak verildiğini anlayamamışlardı.
Çünkü milyonlarca insanın ölümüne neden olan sıtmanın bu yolla yayıldığını
bilmiyorlardı. Kan emen veya sıtmayı yayan sivrisineklerin dişi veya erkek
olup olmadığı da o çağda bilinmiyordu.
İNSANIN SUDAN YARATILIŞI
Allah, her canlıyı
sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimi
iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört (ayağı) üzerinde yürümektedir.
Allah, dilediğini yaratır. Hiç şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir.
(Nur Suresi, 45)
Canlıların ve
insanın yaratılışı konusundaki ayetlere baktığımızda, bu yaratılışların
mucizevi şekilde olduğunu açıkça görürüz. Bu mucizevi yaratılış şekillerinden
biri, canlıların sudan yaratılmasıdır. Pek çok ayette açıkça ifade edilen
bu bilgiye insanların ulaşmaları ise, yüzyıllar sonra mikroskobun icadı
ile mümkün olmuştur.
Bugün en temel ansiklopedilerde "Su, canlı maddenin en büyük öğesidir.
Canlı organizmaların ağırlığının %50-90'ı sudur" ifadeleri yer almaktadır.
Ayrıca bütün biyoloji kitaplarında bahsi geçen standart bir hayvan
hücresinin sitoplazması (hücrenin temel maddesi) da %80 sudan oluşur.
Sitoplazmanın analiz edilip bilimsel kayıtlara geçirilmesi, Kuran'ın indirilmesinden
yüzyıllar sonra gerçekleşmiştir. Dolayısıyla bugün bilim dünyasının
kabul ettiği bu gerçeğin Kuran'ın indirildiği dönemde bilinmesi kuşkusuz
ki mümkün değildi. Ancak buna rağmen insanların keşfinden 14 yüzyıl önce
Kuran'da bu bilgiye dikkat çekilmiştir.
İİNSANDAKİ ORGANLARIN
GELİŞİM SIRASI
O, sizin için
kulakları, gözleri ve gönülleri inşa edendir; ne az şükrediyorsunuz.
(Mü'minun Suresi, 78)
Allah, sizi
annelerinizin karnından hiçbir şey bilmezken çıkardı ve umulur ki şükredersiniz
diye işitme, görme (duyularını) ve gönüller verdi. (Nahl Suresi,
78)
Yukarıdaki ayetlerde
Allah'ın insana bahşettiği birtakım duyulardan bahsedilmektedir. Dikkat
edilirse, Kuran'da bu duyulardan hep belli bir sıra ile bahsedilmektedir:
Duyma, görme, hissetme ve anlama.
Embriyolog Dr. Keith Moore, Journal of Islamic Medical Association'da
yayınlanan bir makalesinde, embriyonun gelişim sürecinde iç kulakların
ilk halinin belirmesinden sonra gözün oluşmaya başladığını ifade etmektedir.
Hissetme ve anlama merkezi olan beynin ise, kulak ve gözün ardından gelişimine
başladığını söylemektedir.
Anne karnındaki çocuk fetus halindeyken, hamileliğin yirmi ikinci günü
gibi erken bir dönemde kulaklar gelişir ve hamileliğin dördüncü ayında
kulak tam olarak fonksiyonel hale gelir. Fetus bundan sonra annenin karnındaki
sesleri duyabilir. Dolayısıyla yeni doğan bir bebek için işitme duyusu,
diğer yaşamsal fonksiyonlardan önce oluşur. Kuran ayetlerindeki öncelik
sırası bu bakımdan dikkat çekicidir.
ÜÇ KARANLIK EVRE
Kuran'da insanın
anne karnında üç aşamalı bir yaratılışla yaratıldığı bildirilmektedir:
... Sizi annelerinizin
karınlarında, üç karanlık içinde, bir yaratılıştan sonra (bir başka)
yaratılışa (dönüştürüp) yaratmaktadır…(Zümer Suresi, 6)
Yukarıdaki ayette
Türkçeye "üç karanlık içinde", "üç katlı karanlık içinde"
olarak çevrilen Arapça "fi zulumatin selasin" ifadesi embriyonun
gelişimi sırasında bulunduğu üç karanlık bölgeye işaret etmektedir. Bu
bölgeler sırasıyla:
a) Batın duvarı karanlığı
b) Rahim duvarı karanlığı
c) Amniyon zarı karanlığıdır.
Görüldüğü gibi
bugün modern biyoloji, bebeğin embriyolojik gelişiminin yukarıdaki ayette
bildirildiği şekilde, üç farklı karanlık bölgede gerçekleştiğini ortaya
koymuştur.
ÇAMURDAN YARATILIŞ
Allah Kuran'da
insanın yaratılışının mucizevi bir biçimde olduğunu haber verir. İlk insan,
Allah'ın çamuru şekillendirip insan bedeni haline getirmesi ve ardından
bu bedene ruh üflemesiyle yaratılmıştır:
Hani Rabbin
meleklere: "Gerçekten Ben, çamurdan bir beşer yaratacağım"
demişti. "Onu bir biçime sokup, ona ruhumdan üflediğim zaman siz
onun için hemen secdeye kapanın." (Sad Suresi, 71-72)
Bugün insan
dokuları incelendiğinde, yeryüzünde bulunan pek çok elementin insanın
dokularında da bulunduğu ortaya çıkar. Canlı dokuların %95'i karbon
(C), hidrojen (H), oksijen (O), nitrojen (N), fosfor (P) ve sülfür (S)'den
oluşur ve canlı dokularda toplam 26 element bulunur. Görüldüğü gibi Kuran'da
14 asır evvel bildirilenler, modern bilimin bize söylediklerini -insanın
yaratılışındaki malzeme ile toprağın içerdiği temel elementlerin ortak
olduğu gerçeğini- tasdik etmektedir.

|